ifakazli

İBRAHİM FAKAZLI

(1912-2003)

Ahmet Nazif Çelebi vasıtasıyla Risale-i Nur’u tanıdı. Küçük Sözler’i en az 500 defa yazmıştı. Denizli ve Afyon hapislerinde Üstad ile birlikte bulundu. Hapishanede bir yandan Bediüzzaman’ın küçük kâğıt parçalarına yazarak gönderdiği risaleleri yazarak çoğaltırken, bir yandan da diğer mahkûmlara Kur’ân okuma ve namaz kılmayı öğretiyorlardı. Böylece hapishaneler gerçek birer medrese-i Yusufiye olmuştu. Emirdağ’da son görüşmelerinin ardından söylediği şu sözler Bediüzzaman ile talebeleri arasındaki göz kamaştıran şefkat ve muhabbet cereyanı hakkında fikir veriyor:

‘‘O gün sanki ruhum cesedimden ayrılmıştı. Nereye bastığımı, ne yaptığımı bilmiyordum. Annemden, babamdan görmediğim bir şefkat, bir samimiyet, bir arkadaşlık, tarifi mümkün olmayan bir zevk ve lezzet havası içinde idim. Gözlerim yaşlı, ruhum sevinçli idi.’’

***

Küçük İbrahim, Nazif e ikinci bir Salâhaddin hükmüne geçip çoluk çocuğuyla, kardeşiyle ve refikasıyla Nura ve makineye pek ciddî çalışması, mektubunda namları bulunan Salih ve Gülcü Hüseyin ve Osman ve Zühtü ve İzzet ve Ömer ve sair oradaki Nurcuların sebatkârâne, sarsılmadan Nur hizmetinde terakki etmeleri bizleri çok mesrur ettikleri gibi, bu memleketi de ileride çok minnettar edecekler. Maşaallah, İnebolu, küçük bir Isparta ve tam bir medrese-i Nuriye olduğunu ispat ettiler.

***

Fakazlı’nın müdafaasından: Bize isnat edilen suç hem yersizdir, hem de dünyaya aittir, siyasîdir. Halbuki, siyaset yapacak insanlar olup olmadığımızı zaten ilk bakışta siz muhterem hâkimler çoktan anlamışsınız. Esasen bu soğuk ve yabancı isnat, eğer faraza yüzde yüz tahakkuk edeceğini yüzlerce salâhiyetli kimseler temin etseler, benim de aklım şimdikinden yüz defa fazla olsa, Risale-i Nur’un ve onun çok muhterem müellifinin bende bıraktığı mânevî intiba ile, bütün mevcudiyetimle bu geçici ve tükenici siyasî lezzet ve maceradan kaçıp âhirete iman ve Cehennemden kurtulmak yolunda sarf ederim. Gerek Risale-i Nur’un kıymetli müellifine hürmetimiz ve bağlılığımız ve gerekse Risale-i Nur’un okunması, yazılması ve Nur talebeleriyle muhabere ve münasebetimiz, Denizli Ağırceza Mahkemesinin ve Yüksek Yargıtayın da tasdikiyle, doğrudan doğruya uhrevîdir. Öyle ki, Risale-i Nur’dan aldığımız fikirle, bu nurlu varlıkları hiçbir suretle dünyevî ve maddî kıymetlere değişmeyiz. Bu bizde bir iman halinde ölünceye kadar yaşayacaktır.

— İstanbul İlim ve Kültür Vakfının Kastamonu Yılları sergi katalogundan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here