sabri-arseven

SABRİ ARSEVEN

(1893-1954)

 

Eğirdir’in Bedre Köyü imamı. Bediüzzaman Hazretlerinin, Risale- Nur talebelerine Hulûsi Bey ile birlikte örnek olarak gösterdiği şahsiyet. Yazılan risaleler, Hoca Sabri Efendi vasıtasıyla yurdun dört bir tarafına dağıtılıyor, tashih için gelenler yine onun vasıtasıyla Üstada intikal ettiriliyordu. Son derece tehlikeli şartlar altında yıllarda devam ettirdiği bu fedakârca vazifesi sebebiyle Üstad onu “Nur İskelesi,” “Santral Sabri,” “Risale-i Nur’un kaptanı” ve “Sıddık Sabri” ünvanlarla anardı.

***

Hulûsi Bey “Nur’un birinci talebesi,” Sabri Efendi ise “İkinci Hulûsi” ve “büyük bir âlim” idi. Ve Bediüzzaman’ın “Ben sizi bulmasaydım ne yapardım?” dediği hizmet arkadaşlarının en önde gelenleri arasındaydı. Kader, Barla’daki Üstada telif vazifesini verirken, onun Bedre’deki talebesine de bu eserlerin bütün âleme yayılmasında bir kilit rolünü lâyık görmüştü. Onlar ve diğerleri, zamanı geldiğinde, dünya sahnesine çıktılar ve Âlemlerin Rabbi tarafından kaderlerine yazılmış olan rollerini ifa ettiler. Bediüzzaman Hazretleri Sabri Efendinin bu hizmet için seçilmiş birisi olduğunu şu sözleriyle ifade ediyor:

“O da bir Hulûsi-i sânidir. Müntehaptır. Cenab-ı Hak tarafından bana talebe ve hizmet-i Kur’ân’da arkadaş tayin edilmiştir.”

***

Bediüzzaman’ın “Nur talebesi” modeli: Hulûsi Bey ve Sabri Efendi

Bu iki zat [Hulûsi Bey ve Sabri Efendi] hakikî talebelerimden ve ciddî arkadaşlarımdan; ve hizmet-i Kur’ân’da arkadaşlarım içinde talebelik ve kardeşlik ve arkadaşlığın üç hassası var ki, bu iki zat üçünde de birinciliği kazanmışlar.

Birinci hassa: Bana mensup herşeye malları gibi tesahup ediyorlar. Bir Söz yazılsa, kendileri yazmış ve telif etmiş gibi zevk alıyorlar, Allah’a şükrediyorlar. Adeta cesetleri muhtelif, ruhları bir hükmünde, hakikî manevî vereselerdir.

İkinci hassa: Bütün makasıd-ı hayatiye içinde en büyük, en mühim maksatları, o nurlu Sözler vasıtasıyla Kur’ân’a hizmet biliyorlar. Dünya hayatının netice-i hakikiyesinin ve dünyaya gelmekteki vazife-i fıtriyelerinin en mühimi, hakaik-i imaniyeye hizmet olduğunu telâkkileridir.

Üçüncü hassa: Ben kendi nefsimde tecrübe ettiğim ve eczahane-i mukaddese-i Kur’âniyeden aldığım ilâçları, onlar da kendi yaralarını hissedip o ilâçları merhem suretinde tecrübe ediyorlar. Aynı hissiyatımla mütehassis oluyorlar. Ve ehl-i imanın imanlarını muhafaza etmek gayreti, en yüksek derecede taşımaları ve ehl-i imanın kalbine gelen şübehat ve evhamdan hasıl olan yaraları tedavi etmek iştiyakı, yüksek bir derece-i şefkatte hissetmeleridir.

Lâhikalarda Sabri Efendi

Sabri’nin dahi On Dokuzuncu Mektup gibi bir sülüs-ü Mektubat‘ın yazılmasına sebep, onun samimî ve ciddî iştiyakı olmasıdır.

***

Sabri ise, fıtraten bende mevcut has bir nişan var; bütün gezdiğim yerde kimsede görmedim. Sabri’de aynı nişan-ı fıtrî var. Bütün talebelerim içinde, karabet-i nesliyeden daha ziyade bir karabet kendinde hissetmiş.

***

Ey Sabri kardeş! Başın sağ olsun. Cenab-ı Hak, o validemizi mağfiret eylesin, âmin. Benim, karabet-i nesebiyeyi ihsas eden parmaklarındaki nişan ve bu yedi sekiz sene Abdülmecid’den daha hararetli faalâne kardeşlik vazifesini yaptığınızdan, elbette senin merhume validen benim de validemdir. Onu da, validem yanına mânevî kazançlarıma ve dualarıma hissedar ediyorum. Cenab-ı Hak sana, sabr-ı cemîl ihsan ve o merhumeyi de garik-i rahmet eylesin. Âmin.

***

Bedre’deki yüz senelik vazifeyi on sene zarfında gören Sabri kardeşimizin samimî dostları olan Hakkı, Hulûsi, Mehmed ve Barla’da Şamlı, Süleyman, Bahri gibi kıymettar kardeşlerimize benim tarafımdan çok selâm ediyorum.

***

Biliniz ki, bir seneden ziyadedir, ben duada, Risaletü’n-Nur’un şakirtlerinin risalelerle alâkadar olan ezvaç ve evlât ve valideynlerini dahi dahil ediyorum. Bunun bir sebebi, başta Sabri olarak, orada burada bazı zatlar, çoluk ve çocuklarıyla daireye girmeleridir.

***

Hâfız Ali’nin mektubunda Tâhirî’nin yazdığı ve göndereceği sözleri daha alamadık. Nur iskelesinin nâzır-ı bînazîri Sabri, basiret-i basîrin hususî mektubunda yazdığı mübarek bir hemşiremin Cevşenü’l-Kebîri ezber etmesi, eskiden beri o hemşire, Risale-i Nur talebeleri içinde bulunduğuna istihkakını gösteriyor.

— İstanbul İlim ve Kültür Vakfının Barla Yılları sergi katalogundan alınmıştır

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here