mehmedfeyzi

MEHMED FEYZİ PAMUKÇU

(1912- 1990)

Risale-i Nur’un âlim, fâzıl ve velâyet ehli talebelerinden. Kastamonu’da Üstadın yakın hizmetinde bulunduktan başka Denizli ve Afyon hapislerinde Üstad ile birlikte idi. Kastamonu ve Emirdağ Lâhikalarında yer alan mektupları hep Çaycı Emin Bey ile birlikte imzalanmış. Bu iki zat Üstadın hizmetinde iki ayrı cesette bir ruh gibi bulunmuşlar, hep birlikte hareket etmişler. Üstadın ifadesi ile “Risale-i Nur’un Lahika Risalesinde Feyzi ile Emin ehemmiyetli mevki kazanmışlar.” Mehmed Feyzi Ağabeyin çok güzel bir sakalı vardı ve Üstad “Senin sakalın benim sakalımdır” diye iltifat ederdi. Hattâ “Bu sakalı kestirtmeyeceğim” buyurmuş, öyle de olmuştu—askerde bile.

Kendisinin Arapça ve Türkçe eserlerinin tamamını Üstada okumuş olmakla iftihar ederdi. Âsiye Hanımın getirdiği, Mevlânâ Halid Hazretlerinden intikal etmiş olan cübbeyi yıkayıp, suyunu kabristana dökmüştü. Bu cübbeyi Üstad zaman zaman talebelerine teberrüken giydirirdi.

***

“Emin ile Feyzi’nin Üstadlarının garip vaziyetine ve Risale-i Nur’un acip ehemmiyetine delâlet eden bir sualleri ve Üstadlarının onlara ve emsallerine verdiği bir cevaptır.

Sual: “Âlem-i İslâmın mukadderatıyla ciddî alakadar olan bu Cihan Harbinin dehşetli zamanlarında elli gün kadar (şimdi yedi seneden geçti; aynı hal devam ediyor. Hem ne soruyor ve ne de merak eder) hergün hizmetinizde bulunan bizlerden bir defacık sormadınız. Acaba bu büyük hadiseden daha büyük diğer bir hakikat mi hükmediyor ki, bunu ehemmiyetten iskat ediyor? Yahut onunla meşgul olmanın bir zararı mı var?” diye Üstadımızdan sorduk. O da:

Elcevap: . . . Şu zamanda herbir mü’min için, belki herkes için küre-i arz kadar bir bâkî tarla ve o tarla baştan başa bahçeler ve kasırlarla müzeyyen ebedî bir mülk almak veya o mülkü kaybetmek dâvâsı açılmış. Demek herbir tek adamın başına öyle bir dâvâ açılmış ki, eğer İngiliz, Alman kadar serveti ve kuvveti olsa ve aklı da varsa, yalnız o dâvâyı kazanmak için bütününü sarf edecek. Elbette bu dâvâyı kazanmadan evvel başka şeylere ehemmiyet veren, divanedir. Hattâ o dâvâ o derece tehlikeye düşmüş ki, bir ehl-i keşfin müşahedesiyle, bir yerde ecel elinden terhis tezkeresini alan kırk adamdan bir adam kazanabilmiş, otuz dokuzu kaybetmiş.”

(Çaycı Emin Beyin biyografisinde de geçtiği gibi, bu sual, Risale-i Nur’un önemli bahislerinden biri olan Meyve Risalesinin Dördüncü Meselesinin telifine vesile olmuştur.)

***

Mehmet Feyzi’nin müdafaasından: İddianame beni Üstadım Said Nursî’nin hem sır kâtibi, hem kendisiyle, hem Risale-i Nur’la şiddetli alâkalı, hem çok hizmet ettiğimi bahisle, bu hareketimi medâr-ı mes’uliyet saymış. Ben de buna karşı bütün kuvvetimle bu ithamı kabul edip iftihar ediyorum. Çünkü fıtratımda ilme karşı gayet kuvvetli bir iştiyak var. Bir delili şudur ki: Denizli hadisesinde menzilim taharri edildiği vakit 580 adet mütenevvi kütüb-ü ilmiye ve Arabiye evimde bulunduğu resmen sabit olmuştur. Benim fakr-ı halimle ve gençliğimle ve lisan-ı Arabîde noksaniyetimle beraber bu zamanda binde bir şahısta bulunmayan bu mütenevvi 580 cilt kitabı bana toplattıran, fevkalâde bir talebelik şevki ve harika bir aşk-ı ilmîdir.

İşte bu fıtrî istidatla, daima hakiki bir üstad arıyordum. Cenâb-ı Hakka hadsiz şükrolsun ki, uzakta aradığımı pek yakında elime verdi…”

— İstanbul İlim ve Kültür Vakfının Kastamonu Yılları sergi katalogundan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here