“Bir topluluğun efendisi, onların hizmetkârıdır” meâlindeki hadis-i şerife atıfta bulunan Bediüzzaman, “Şeriat âleme gelmiş, tâ istibdadı ve zalimane tahakkümü mahvetsin” der. Şeriatı istibdada müsait zannedenlerin bu zannını da cehalet ve taassup eseri olarak gösterir.

Hürriyet ise, imanın bir özelliğidir. Zira, iman ile Kâinat Sultanına intisap eden bir kimse, ne başkası önünde eğilir, ne de başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz eder. Bunlardan birincisi onun imandan gelen izzetine, diğeri de yine imanından gelen şefkatine zıttır. Onun için, “İman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar” der Bediüzzaman.

Ancak Bediüzzaman’ın kastettiği hürriyet, sınırsız bir hürriyet değildir. Şeriat hürriyeti istediği gibi, hürriyet de şeriat ile tanımlanmak ve şeriatin âdâbıyla süslenmek ister. Böyle bir hürriyet, başkasının hukukuna tecavüz etmediği gibi, nefsin esareti altına girmeyi de kabul etmeyen bir hürriyettir. Zira Batı medeniyetinin sadece iyiliklerini kabul edip kötülüklerini hürriyetimizin sınırları içine girmekten alıkoyacak olan, şeriattir. Ve hürriyet, ancak şeriatin âdâb ve hükümlerine riayet etmekle gerçekleşir ve gelişir.

Hürriyeti başıboşluk şeklinde anlayanlara gelince ise, Bediüzzaman, bunların “hür yaşamak istemediklerinden nefs-i emmârenin esareti altına girmek istediklerini” söyler ve “Şeriat dairesinden hariç olan hürriyet, ya istibdad veya esaret-i nefis veya canavarcasına hayvanlık veya vahşettir” der.

***

Sual: Şimdi hürriyet bahsini sual edeceğiz. Nedir şu hürriyet ki; o kadar tevilat onda birbiriyle çekişiyorlar? Ve hakkında acib garip rü’yalar görülür?

Cevap: Yirmi seneden beri onu, hattâ rü’yalarda takib eden ve o sevda ile her şeyi terk eden birisi size güzel cevap verebilir.

Sual: Hürriyeti bize çok fena tefsir etmişler. Hattâ âdeta hürriyette insan her ne sefahet ve rezalet işlerse, başkasına zarar vermemek şartıyla birşey denilmez diye bize anlatmışlar. Acaba böyle midir?

Cevap: Öyleler hürriyeti değil, belki sefahet ve rezaletlerini ilân ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezeyan ediyorlar. Zira nazenin hürriyet, âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lâzımdır. Yoksa sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır.

Hürriyet-i umumî, efradın zerrat-ı hürriyatının muhassalıdır. Hürriyetin şe’ni odur ki, ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın.

— Münazarat

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here