Başörtülü öğrencilerin derse girmesini engelleyen profesör, hapse ağlayarak girdi.

Çok uzak olmayan bir geçmişte de derse girmesi engellenen başörtülü öğrenciler ağlıyordu.

Aradaki fark:

Profesörümüz, öğrencilerin derse girmesini engelledi, bu yüzden yargılandı, suçu sabit görüldü, mahkûm oldu, mahkûmiyeti Yargıtay tarafından tasdik edildi.

Başörtülü öğrenciler ise hiç kimseyi engellememişler, kimseye bir kötülük yapmamışlar, bir suç işlememişler, yargılanmamışlar, hiçbir suçtan hüküm de giymemişlerdi.

Onlarınki mâsumun ağlayışı idi, bu suçlunun ağlayışı.

Keşke pişmanlıktan olsaydı profesörümüzün ağlayışı.

O zaman biz de acırdık, hiç şüphe yok ki engellediği öğrenciler de ona acırlardı.

Fakat engelci profesörümüz, hapse girerken yine yapacağını yaptı ve, eğitimini engellediği öğrencilerin – aslında bütün bir milletin – inancıyla alay edercesine, kâinatı evrime, başıboşluğa, abesiyete, teseadüfe peşkeş çeken bir ders verdi. Ölürken düşmanına iğnesini batıran bir canlı gibi…

Ve tabii, kahramanlık gösterileri.

“Aydınlanma engellenemez” türünden, tanıdık sloganlar.

Gerçi sloganlarda çok da kabahat yok; sadece yanlış yerde ve yanlış kişiler hakkında kullanılmış, bu kadarlık bir şaşkınlık var.

Yoksa, gayet tabii aydınlanma engellenemez. (Tabii, bu tabiri Avrupa’nın tarihi içindeki anlamıyla değil, kelime anlamıyla kullanırsak!)

Nitekim engellenemedi.

Zaten sizin profesörünüz de o yüzden içeri giriyor!

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here