– 37 –

Birincisi: Bediüzzaman’ın ders verdiği iman ilimlerinin, Âlemlerin Rabbini tanıma ve Onun muhabbetine erişme gibi hedefleri vardır. “Âlemler” tanımı içine, Dünyayı bırakın, kaç tane galaksi girdiği konusunda, bilimin verebildiği kesin bir rakam yoktur; tahminler ise “yüz milyarlar” seviyesinde cereyan etmektedir. Bu galaksilerin her biri içinde de yüz milyarlarca yıldızın bulunduğunu dikkate alırsak, bütün bir âlem içinde bizim galaksimiz Samanyolunu, Samanyolunun yıldızları içinde bizim Güneşimizi bulmanın ne kadar güç, hattâ imkânsız bir iş olacağını kolayca takdir edebiliriz. İşte bütün kavgalar, göklerde bir toz zerresi bile etmeyen bir yıldızın peşine takılmış küçük bir gezegenin 5 milyar senelik ömrü içindeki birkaç saniyeye sıkışmış ülkeler ve o ülkelerin insanları arasında cereyan etmektedir. Ne yazık ki, biz, bugün, Barla’nın dağlarından gökleri seyreden bir büyük insanın gördüklerini, gözlerimizi alan şehir ışıkları ve hayatımızı dolduran televizyon saçmalıkları arasından görebilme şansını büyük ölçüde yitirmiş bulunuyoruz. Onun için, bizim bulunduğumuz yerden Bediüzzaman’ın hali, onun bulunduğu yerden de bizim halimiz, birbirimize “delilik” olarak görünüyor!

IMG_4548-a

İkincisi: Maddî ölçekte Dünyanın ve onun üzerinde yaşayanların yeri ne kadar önemsizse, manevî yönden ele alındığı zaman da, insanlığın, hattâ tek bir insanın değeri, kâinatın geri kalan kısmına göre o derece yükselmiş olarak görülür. Bu, gerek insanın üzerinde taşıdığı İlâhî sanatlar yönünden, gerekse iman ile Yer ve Gökler Rabbine bağlanması ve Ona bizzat muhatap olması itibarıyla geçerli olan bir durumdur. Onun için, insanların mutluluğuna, özellikle ebedî hayatlarındaki mutluluğa yönelik herhangi bir faaliyeti, yani herhangi bir çaptaki bir iman hizmetini, mânâ itibarıyla kâinattaki her gelip geçici şeyden üstün tutan bir kimse, bu işi hiç de abartmış sayılmaz.

Üçüncüsü: İman konuları gibi evrensel ve herkes tarafından rahatça sahiplik iddia edilebilecek bir meselenin üzerine herhangi bir anlayışın, topluluğun, kuruluşun, başkaca bir amacın, ve bilhassa siyasetin gölgesi hiçbir surette düşmemelidir. Bir iman dersinden eğer herkes eşit şekilde yararlanma imkânına sahip olmazsa, o dersin saflığından kuşkulanmak için yeteri kadar sebep ortaya çıkmış demektir. Bir siyasî cereyanın gölgesi altındaki bir faaliyette ise bu kuşkuları haklı çıkaracak başka bir sebep aramaya hiç gerek yoktur.

[Devam edecek]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here