Yedi gök ve yer ile bunlarda olan kim varsa Onu tesbih eder.
Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin. Lâkin siz onların tesbihini anlamıyorsunuz.
O ise hilim sahibidir ve çok bağışlayıcıdır.
İsrâ Sûresi, 17:44


ÜMİT ŞİMŞEK

KÂİNATI iç içe geçmiş zikir halkaları halinde tasvir eden bu âyet, insanın önüne, sonsuza kadar uzanıp gidecek bir gelişim ufku açıyor. Zira burada tasvir edilen tek bir çiçek, bir taş, bir ağaç veya bir küçük bahçe değil, gökleri ve yeri ile uçsuz bucaksız varlık âlemleridir.

Bu âlemlerden bizim görebildiğimiz kısmı, bir tarafta milyarlarca ışık yılı uzaklara, diğer tarafta da atom-altı parçacıkların derinliklerine kadar uzanıyor.

Sürekli faaliyetler içinde çalkalanan, halden hale giren ve birbirleriyle akıllara durgunluk verecek derecede karmaşık ilişkiler içinde bulunan bu âlemlerin her köşesinde, her an İlâhî isimlerin çeşit çeşit tecellîleri yankılanır. Orada canlı ile cansız, en küçük ile en büyük, maddî olan ile manevî olan herşey birbiriyle el ele verir, Onu zikreder, Ona hamd eder, Onun isimlerini okur.

Bir ağaç dolusu kuşun cıvıl cıvıl tesbihatını dinlemeye doyamayan insan, acaba tüm kâinattaki varlık tabakalarının zikir ve tesbihlerini görecek veya işitecek olsa neler hisseder?

İşte bu bir marifet meydanıdır ki, insanı, bütün yeteneklerini seferber etmeye çağırır. Eğer insan bu çağrıya fikriyle, hayaliyle, aklıyla, kalbiyle, maddî ve manevî tüm varlığıyla cevap verecek olursa, ömrünün her gününde keşfedilecek yeni âlemler, kat edilecek mertebeler bulabilir. Böylece, bütün bir hayat, kâinat sayfalarındaki zikir ve tesbihleri okumakla geçer de yine okunacaklar bitmez, yine okunanlara doyulmaz.

Bu durum, insanın yaratılışına, hattâ kâinatın da yaratılışına ışık tutuyor. Eğer kâinat anlamlı ve sanatlı bir kitap olarak yazılmışsa, insan da onun anlamlarını çözecek ve sanatlarındaki incelikleri kavrayacak bir okuyucu olarak yaratılmıştır. Bundan başka hiçbir amaç, onun böylesine üstün yeteneklerle donatılmış olmasını açıklayamaz.

Gelin, görün ki, insanlardan pek azı bu yaratılış sırrını kavramakta ve ona uygun bir şekilde hayatını değerlendirmektedir. Geri kalan büyük çoğunluk ise, sadece kendisinin değil, kâinatın da yaratılış amacına ters düşecek şekilde hayatını ve yeteneklerini hebâ edip gitmektedir. Bu ise bütün âlemleri kuşatan İlâhî hikmete bütün bütün zıt bir durumdur.

Tüm kâinat, en ücra zerrelerine, en cansız ve bilinçsiz varlıklarına varıncaya kadar herşeyiyle Yer ve Gökler Rabbini zikretsin de, varlıkların en üstünü olarak yaratılan ve kâinat kitabını okuyup ona tercümanlık yapacak yeteneklerle donatılan insan, kendisinden bekleneni yerine getirmesin, bir gaflet ve ihmal içinde ömrünü tüketip gitsin, bununla da yetinmeyip Âlemlerin Rabbine kulluk yerine inkâr ve isyan ile karşılık versin… Bu durumu açıklamak kolay olmadığı gibi, Allah’ın böyle bir duruma izin vermesini açıklamak da hiç kolay görünmüyor.

Âyetin son cümlesinde, işte bu zor sualin cevabı var.

“O hilim sahibidir” diyor âyet. Yani, kullarının isyan ve inkârlarına karşı cezada acele etmez, onları nimetlendirmeye devam eder, hatâlarından dönmeleri için fırsat üstüne fırsatlar yaratır, bu arada şefkat ve merhametinden birşey eksiltmez.

Eğer kul bu fırsatlardan birini olsun değerlendirip de Rabbine karşı kusurunu itiraf edecek ve Ondan af dileyecek olursa, Onu çok bağışlayıcı bulacaktır ki, âyetin son kelimesinde işte bu müjde veriliyor.

Evet, kâinat bütün varlıklarıyla Allah’ı övüp Onu tesbih ettiği, Onun isimlerini zikrettiği gibi, insanın ihmaline rağmen şu muhteşem düzenin devam edişi de yine Onun Halîm ve Gafûr isimlerini okutuyor.

Ve insanı, bu isimlere sığınarak kurtuluşa ermeye çağırıyor.

[Son]


Önceki bölüm:

Tesbih eden âlemler: 2


Sitede yayınlanan yazılardan ânında haberdar olmak için
bizi Twitter’da takip edebilirsiniz:

twitter.com/umit_simsek


CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınız