Yalancılık, bir yazar veya bir ilim adamı için idamlık suçtur. Bile bile yalan söylediği sabit olan birinin artık eline kalem almaması, alsa bile kendisinin kaale alınmaması gerekir.

Gerçek İslâm’ı anlatma iddiasıyla yazan ve konuşan Mustafa İslamoğlu, işte bu idamlık suçu gözümüze baka baka işliyor. Ve hiçbir şey olmamış gibi yazıp konuşmaya devam ediyor.

Önce Bediüzzaman Said Nursî’nin Yirmi Beşinci Söz’deki benzersiz Kur’ân tarifinden, şu giriş cümlesine bakınız:

Kur’ân, Arş-ı Azamdan, İsm-i Azamdan, her İsmin mertebe-i azamından geldiği için…

Risale-i Nur’ların milyonlarca nüshası yeryüzünün dört bir yanında milyonlarca kişinin elindeyken, bu ifadedeki “Kur’ân” kelimesinin yanına Risale-i Nur’u ilâve edip sonra da bu uydurma cümleyi Bediüzzaman’a mal etmeyi dünyada hangi şeytan akıl edip buna cür’et edebilir?

İblis’in bile cür’et edemeyeceği böyle bir iftiraya birileri cür’et etmiş ve cümleyi “Kur’ân ve Risale-i Nur Arş-ı Azamdan, İsm-i Azamdan, her İsmin mertebe-i azamından geldiği için…” şeklinde sokmuş.

“Kur’an Müslümanı” Mustafa İslamoğlu da bu iftiranın üzerine atlamış ve onu olduğu gibi kitabına geçirmiş. Foyası ortaya çıkınca da “Sehven almışım” deyip işin içinden sıyrılıvermiş.

İnsan sehven oruç bozar yahut namazın rekâtlarını eksik veya fazla kılabilir. Fakat sehven zina yapanı bugüne kadar tarih kaydetmedi. Büyük yazar, mütefekkir, allâme, müfessir ve müçtehid Mustafa İslamoğlu Hazretleri de Bediüzzaman’a “Risale-i Nur’u Kur’ân ile bir tutmak” ithamını yöneltirken, bu ifadenin gerçekten Risale-i Nur’da var olup olmadığını birkaç dakikalık bir zahmetle kontrol etmek imkânına sahip idi ve bunu sehven ihmal etmenin mümkün olmadığını, ihmal edildiği takdirde bunun ne anlama geldiğini bilecek kadar donanıma sahip idi.

Sonradan anladık ki, bu “sehven” ifadesi de o gün durumu kurtarmak için kullanılmış bir mazeret imiş. Zira, Şahin Doğan kardeşimizin tesbitine göre, İslamoğlu bu iddiayı kitabının daha sonraki baskısında da tekrarlamış. Böylelikle, şu veya bu ölçüde yayılma imkânı bulmuş bütün sapık akımların “Utanmayacaksın ve usanmayacaksın” şeklindeki iki temel umdesine sadakatini göstermiş. Yani:

Yalanın ne kadar büyük ve aşikâr olursa olsun, çekinmeden söyleyecek, usanmadan tekrarlayacaksın. Yeteri kadar utanmazlık edip yeteri kadar tekrarlarsan, hangi iddiayla ortaya çıkarsan çık, mutlaka yalanlarına inanacak bir topluluğu peşine takabilirsin. Mustafa İslamoğlu bu kanunu keşfeden ve uygulayan ilk insan olmadı, sonuncusu da olmayacak.

İşin en ibret verici tarafı şurada ki, İslamoğlu’nun çekinmeden işlediği bu idamlık suç, kendisinin en aşağılayıcı ifadelerle çürütmeyi bir zevk haline getirdiği Hadis ulemâsının en ziyade hassas olduğu bir konu idi. Hadis rivayet edenlerin hayatlarını bugünün en yaman istihbarat örgütlerine parmak ısırtacak bir maharetle tarassut altına alan hadisçilerimiz, en küçük bir yalanı bile râvinin sabıka dosyasına işlerlerdi. Hattâ, bütün hayatı boyunca doğruluğundan şüphe edilmemiş bir kimsenin bir haberinde yalan tesbit edildikten sonra, onun daha önceki haberleri de itibardan düşerdi. Bir defa yalan rivayeti tesbit edilen bir kimse, daha sonra tövbe etmiş olsa bile, “Tövbesini kabul edip etmemek Allah’a kalmıştır” denir ve artık onun tövbesinden sonraki haberlerine de itibar edilmezdi.

Mustafa İslamoğlu, yalan haber üzerindeki hassasiyeti asırlardır dillere destan olan ve en küçük bir yalanı tesbit etmek için objektif ölçüler geliştirerek bir disiplin haline getirmiş olan hadisçileri güvenilmez buluyor ve onları safdışı ederek kendi haberlerine dayanan bir inanç sistemini bize “gerçek din” olarak kabul ettirmek istiyor.

Açıkçası, bize “Doğrulara inanmayın, yalancılara inanın” demek istiyor.

Fakat o istemese de, kendi davranışıyla hadisçileri haklı çıkıyor.

Onların “Yalancının cezası, doğru sözlerinin de reddedilmesidir” şeklindeki hükümlerinde ne kadar isabet ettiklerini de bir kere daha görmüş bulunuyoruz.

İşte Mustafa İslamoğlu’nun “Sehven almışım” diyerek güya hatâsını itiraf ettikten sonraki hali!

Artık bu zâtın ağzından ve kaleminden çıkmış veya çıkacak olan hiçbir şeye hiçbir surette itibar edilmemesi gerektiğini görmek için başka delile ihtiyaç var mı?

***

Konuyla ilgili bundan önceki haberimiz:

“İslamoğlu Şeytanla Yarışıyor”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here