ÜMİT ŞİMŞEK

Bir hafta içinde yaşanan iki önemli gelişme, Türkiye’nin artık eski Türkiye olmadığını dosta da, düşmana da kesin bir şekilde gösterdi.

Birinci gelişme, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleşen Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu idi. Bu resepsiyon, gerek içeriğiyle, gerekse davetlileriyle, devletin milletimizle ve millî değerlerimizle özlenen kucaklaşmasını yansıtıyordu.

İkinci gelişme, 1 Kasım günü sandık başlarında yaşandı ise de, bunun şifresi, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun balkon konuşmasında, hattâ bu konuşmanın ilk cümlelerinde çözüldü.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, zafer konuşmasına, milletimizle birlikte İslâm âlemine hitap ederek başladı.

“Kaderini Türkiye’nin kaderine bağlayan bir buçuk milyarlık İslâm âlemine selâm olsun” diyordu Davutoğlu.

Bu hitap cümlesini dinlerken, bizim gibi pek çok kimsenin de hayalinde o meşhur Arakan sahnesinin canlandığını sanıyoruz. O resimde Arakanlı ihtiyar, başını T. C. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun göğsüne yaslayarak ağlarken görülüyordu. O resim sıradan bir haber fotoğrafı değildi. O resim, yeryüzündeki mazlum milletlerin ümidini Türkiye Cumhuriyetine bağladığını, Türkiye Cumhuriyeti devletinin de onların acısını paylaştığını ve onlara içtenlikle el uzattığını gösteren bir belge olarak tarihe geçti.

Son yıllar, Türkiye’nin mazlum milletlere, özellikle İslâm âlemine ciddî ve samimî yönelişini gösteren pek çok olaya sahne oldu. Bunun İslâm âlemindeki yansımasını, Bosna’da, Filistin’de ve daha başka pek çok yerde görülen coşkulu seçim kutlamaları açıkça gösteriyor. Düşünebiliyor musunuz: Türkiye’nin bir “iç meselesi” olan bir seçim sonucu, İslâm ülkelerinin halkları tarafından bir bayram sevinciyle kutlanıyor. Diğer taraftan, seçimin galibi olan Başbakan da balkon konuşmasına, sanki kendi seçmenine seslenircesine, İslâm âlemini selâmlayarak başlıyor.

Bunlar, Türkiye’nin artık günlük rüzgârlara göre yelken açan, sırtını İslâm âlemine dönerek Batı’ya yönelen ve Batı’nın değerlerini esas alan politikalardan kurtulmakta olduğunu ve onun yerine gözünü istikbaldeki hedeflere dikmiş, İslâm âlemiyle ittifaka yönelen, kendi değerlerimizi esas alan ve attığı adımlarla nereye doğru yol aldığını bilen uzun vadeli bir devlet politikasına sahip olduğumuzu müjdeliyor.

***

Gerek içerideki, gerek dışarıdaki manzaramız, geldiğimiz merhalenin artık bir Ak Parti meselesi olmadığını, tamamen millî bir ülkünün adım adım hayata geçmekte olduğunu gösteriyor. Bunu, bir ölçüde de, burnunun dibini göremeyen Ak Parti hasımlarının davranışlarına borçlu olduğumuzu söylersek, herhalde mübalâğa etmiş olmayız.

Bir süredir çözüm süreci perdesi ardında saman altından su yürüten HDP, eğer 7 Haziran seçimlerinden sonra biraz uslu durmayı becerebilseydi, bir süre daha kendisini gizleyebilseydi, hiç şüphesiz, memlekette ve özellikle siyaset ve medya dünyasında kandıracak daha pek çok adam bulurdu. Fakat zafer sarhoşluğuyla kendilerini pek çabuk ele verdiler. PKK’nın siyasî şubesi olarak faaliyet gösterdiklerini gizlemek ihtiyacını hissetmediler. Terör çetelerine canlı kalkan olmaktan, teröristleri şehit ilân etmeye varıncaya kadar, devlete ve millete açıkça meydan okuyan eylemleri fütursuzca sergilediler ve nihayet işi özerklik ilân etmeye kadar vardırdılar. Bu durum, onların gerçek niyetleriyle beraber, Doğu vilâyetlerinde çözüm sürecinin istismarıyla vücuda getirilen otorite boşluğunu herkese gösterdi ve devlet de bu boşluğu dolduracak adımları son derece etkili bir biçimde peş peşe attı, halen de atmaya devam ediyor.

MHP’ye gelince, eğer o da 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını akıllı bir şekilde yorumlayıp kullanmayı becerebilseydi, bugün bir iktidar ortağı olarak, yıllardır savunduğu düşüncelerin en azından bir kısmı hayata geçirecek imkânlara sahip olacak ve muhtemelen bu imkânları bir sonraki normal seçim zamanına kadar kullanmaya devam edebilecekti. Fakat bu partinin lideri ve beraberindeki yönetici kadrosu da, devletin âkıbetini çok da fazla dert edinmediklerini, hattâ devletin bahçesiz olanına devlet gözüyle de bakmadıklarını bütün âleme gösterdiler ve bunun ilk sonucunu da 1 Kasım seçimlerinde ağır bir yenilgi olarak tattılar.

Cebrail’in partisini desteklemeyeceğine dair abartılı beyanlarıyla ün yapan emekli vaiz ile onun elinde kalan cemaat artığı topluluk ise, bu oyunda, Ak Partiye muhalif olmak şartıyla önüne kim çıkarsa onunla düşüp kalkmakta bir beis görmüyordu. Gerçi Cebrail parti filan kurmadı, ama İblis’in (veya en azından İblis’i aratmayacak insan şeytanlarının) kurup işlettiği bir parti, bu topluluk tarafından kayıtsız şartsız bir şekilde ve bütün imkânlar seferber edilerek desteklendi. Yeter ki Ak Parti iktidardan düşsün, vaiz ile avenesinin bütün derdi bundan ibaretti. Devlet sırlarını yabancı ve hattâ düşman ülkelere servis etmekte bir beis görmeyen topluluğun, “Ya ülke yabancıların eline geçerse?” diye bir dertleri yoktu. Hattâ, İsrail gelip de devletin yönetimini açıkça ele alacak olsa bunda bile yadırganacak bir taraf görmezdi, çünkü hocaları yıllarca öncesinden İsrail’i İslâm toprakları üzerinde meşru otorite ilân etmişti bile.

Bu arada, içerideki muhalefet korosuna dışarıdan destek veren Batılı ülkelerin ve sözde müttefiklerimizin son zamanlarda peş peşe Türkiye aleyhinde giriştikleri tertipler ise, HDP’deki pervasızlığın onlarda da hakim olduğunu gösteriyordu. Ancak bütün bu tertipler, milletimizin her seviyedeki fertlerine, kimin ne kadar dostumuz olduğunu, kimden ne bekleneceğini, Türkiye’nin gerçek dostluğu ve müttefiklerini nerede araması gerektiğini açıkça gösteriyordu.

***

Seçim öncesinin manzarasına bir tarafından baktığımız zaman, âdetâ bütün dünyanın Türkiye aleyhinde, daha doğrusu Türkiye Cumhuriyetinin bugünkü yönetimi aleyhinde ittifak etmiş olduğu görülüyor ve bu manzara Türkiye için pek az ümit vaad ediyordu.

Kader tarafından bakıldığında ise, burada “istidraç” adı verilen İlâhî bir planın adım adım bir hedefe doğru sahneye konduğu görülecekti. Özetle:

Kader bütün çürük yumurtaları bir sepette topluyordu.

Herkes bu sepete kendi adımlarıyla geliyor, gelirken de iyi bir iş yaptığını zannediyordu:

Tıpkı Musa aleyhisselâm ile beraberindeki mü’minlerin peşine düşüp de onları deniz kenarında sıkıştıran Firavun ve adamları gibi. Oysa Allah onları “bahçelerinden, pınarlarından, çiftliklerinden, muhteşem konaklarından ve safâsını sürdükleri daha nice nimetlerden” bu şekilde koparıp uzaklaştırmaktaydı.

Sepet böylece doldukça doldu.

Ve sandık ortaya kondu.

Ve herkes, umduğunu değil, kendi eliyle ne hazırladıysa onun karşılığını buldu.

Çünkü yardım ve zafer ancak Allah katından idi. İslâm inancında, bunun başka bir kaynağı yoktu. Allah ise, nice inanmış toplulukların nice büyük kalabalıklara üstün gelebildiğini Kur’ân’ında bize bildirmişti.

Ve Türkiye Cumhuriyetinin yüzünü tekrar İslâm âlemine ve mazlum milletlere çeviren yönetimin önünde bütün şer kuvvetleri ittifak etmiş olsa da, arkasında yeryüzünün dört bir yanındaki mazlum insanların Arş’a yükselen duâları vardı.

***

Şimdi Türkiye ile beraber İslâm âlemi de yeni bir uyanışın alâmetlerine şahit oluyor.

Bir Başbakanın balkon konuşmasına İslâm âlemini selâmlayarak başlaması bu mutlu geleceğin ilk müjdelerinden biridir.

İnşaallah, bu müjdeyi daha niceleri de takip edecektir diye rahmet-i İlâhiyeden ümit ediyor ve bekliyoruz.

1 YORUM

  1. “millî bir ülkünün adım adım hayata geçmek”te olunduğunun bir başka ifade ise fecr-i sadıkın ilk ışıklarının ışıldamasını da akla geliyor. Seçim öncesi yürütülen algı operasyonları Hendek Muharebesi’ni de hatıra getirdi. Dışarıda ehl-i küfür içeride ise onların üfürüğüyle ötenlerin algı kuşatması. Ve 1 Kasım’a öncesi ülkemizin ve dünyanın bir çok yerinde özelikle Avrupa ve ABD’de bir çok yerde karlı ve yağışa bağlı selvari afetler bu algılı entrikalı ittifakın mağlubiyetine işaret ediyordu. Ve lillahil hamd öyle oldu. Çürük yumurtalar sepetiyle çöp gitti. Amma ve lakin şeytan gazı ile enaniyeti şişkin emekli vaiz, iki Emin olan Cebrail ve Resul’e muhalefetinin cezasını bedduasının ona rücu etmesiyle müstehak oldu. Tabi bu da mahalli değil cihanşümul bir bayrama inkılap etmesi rahmet-i İlahi’dendir. Bediüzzaman’ın dediği gibi,i Alem-i İslam’ın kapısı Türkiye’dir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here