Uzun zamandır mevcudu bulunmayan Uçan Üniversite yeniden okuyucularıyla buluştu.

Daha önce Morötesi ve Zafer Yayınları arasında yayınlanan Uçan Üniversite, bu defa Akıl Fikir Yayınları arasında çıktı.

Sömürgeci ordularını bilim ve sanatla tarihe gömen bir milletin akıllara durgunluk veren sivil direniş macerasını anlatan kitap, önsözünde şu şekilde tanıtılıyor:

Bağımsızlık mücadelesi denince, akla savaş meydanları gelir. Gerçekten de, hemen hemen her milletin tarihinde, kanla yazılmış bağımsızlık destanları vardır. Ancak ilim, irfan, kültür ve sanat alanında bir bağımsızlık mücadelesini, topyekûn bir şekilde ve uzun bir süre omuzlayan milletlere pek sık rastlanmaz.

Polonyalılar, bütün millî değerleriyle birlikte yok olma tehlikesini bir değil, birkaç defa atlattılar. Onların ülkelerine ayak basan her sömürgeci, tabiatının gereği olarak, doğrudan bu hedefe kilitlenmişti: Defalarca ülkede milât ilân edildi; onun öncesinde ve dışında kalan herşey yok sayıldı. Lisan, edebiyat, sanat, kültür, yasaklar kapsamına girdi. Onun yerine, sömürgecinin kendi değerleri ortaya sürüldü. Bu değerlerle yetişen yeni kuşaklar yeni bir aydın sınıfı oluşturacak ve bu sınıf, sömürgecinin kirli işlerini onlar adına yürütecek, birkaç kuşak geçtiğinde de Polonyalıların ne ülke, ne ulus olarak yeryüzünde herhangi bir izi kalmayacaktı.

Polonyalılar, düşmanla savaş meydanlarında da karşılaştı. Ülke toprakları üzerinde defalarca kanlı ayaklanmalar yaşandı. Fakat Polonyalının asıl bağımsızlık mücadelesi, yeraltında verilen bir bilim ve kültür savaşıydı. Bu savaşta Polonyalılar İzci teşkilâtlarından kaçak üniversitelere, çatı katı seminerlerinden yeraltı yayınlarına kadar, akla gelen ve gelmeyen pek çok yola başvurdular ve pek çok buluşa imza attılar. Zaman oldu, öğretmenlerle ilkokul öğrencileri işbirliği halinde Rus müfettişlerini atlatarak, resmî okullarda gayrıresmî dersler yaptılar; zaman oldu, Gestapo’nun burnu dibinde yüz binlerce öğrenci düzenli yeraltı okullarına devam etti, yüz binlerce bülten kapı kapı dağıtıldı. Kaçak üniversite sınıfları evden eve dolaştı. Hapislerde, sürgünlerde, toplama kamplarında, birkaç Polonyalının bulunduğu yerde yine gizlice sınıflar kuruldu, insandan insana bilgiler aktarıldı. Çocuklar yasak şiirleri ezberleyerek, yasaklanmış tabloları inceleyerek büyüdüler. Konserler, sanat etkinlikleri, yerüstündeki kadar yoğunlukla yerin altında da devam etti. İnsanlar, yıllar boyunca günlerini ve gecelerini her türlü tehlikenin altında formüller ezberleyerek, problemler çözerek, şiir okuyup müzik dinleyerek geçirdiler. Onlar, düşmanı topraklarından kovacakları bir günün geleceğine inanıyorlar ve kendilerini o güne hazırlıyorlardı. Ve bu inanç, sadece bir zümrede değil, toplumun bütününde bir bilinç halinde yerleşmişti.

Polonya, önce üç komşusu tarafından peş peşe defalarca parçalandı ve paylaşıldı. Arkadan, iki Dünya Savaşının ikisini de bütün şiddetiyle yaşadı. Nazi işgalinden sonra Sovyetler geldi. Sonunda, ne Prusya kaldı ortalıkta, ne Naziler, ne Sovyetler.

Polonyalılar ise, kendilerini tarih sahnesinden bütünüyle silmeye azmetmiş düşmanlarını peş peşe tarihe gömmüş bir ulus olarak, bugün hâlâ ayakta:

Tabii, savaş alanlarında dökülen kanlar kadar, belki ondan daha önce, yeraltında dökülen terlerin sayesinde.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here