Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin, bir eserini sadeleştirmek isteyen bir talebesine “O zaman eser benim olmaz; benim ismimi silip kendi ismini yazarsın” şeklinde verdiği cevap, Risale-i Nur’a karşı girişilen geniş çaplı bir tahrifat hareketine mesnet yapılmak isteniyor.

Bazı kardeşlerimiz de, maalesef, yürütülen propagandanın tesirine kapılarak, bu sözden, “kendi imzalarını attıktan sonra sadeleştirme işinin meşruiyet kazanacağı” vehmine kapılıyorlar.

Mecaz ilmin elinden cehlin eline düştüğü zaman hakikat telâkki edildiği gibi, art niyetlilerin eline düştüğü zaman da işte böyle hakikat muamelesine tâbi tutulup en olmayacak hükümler onun üzerine bina edilebiliyor.

Oysa aklı başında olan ve okuduğunu anlamakta güçlük çekmeyen herkes, bu ifadeyle Üstadın yapılan işi kesin bir dille reddettiğini ilk bakışta anlar. Üstad Hazretleri “Böyle yapma” da diyebilirdi; fakat sadeleştirme ile ortaya çıkan şeyin kendisiyle bir ilgisi kalmadığını belirtmek suretiyle, meramını çok daha veciz, kesin ve müessir bir şekilde anlatmıştır.

Yoksa, başkasına ait bir eseri bazı değişikliklerle kendisine mal etmek ve kendi imzasıyla neşretmek apaçık bir hırsızlıktır, yüz kızartıcı bir suçtur; buna “intihal” derler. Üstadın, “Ben bile kalem oynatamıyorum” dediği eserlerini yağmalanacak bir mal gibi hırsızların önüne attığını farz etmek hangi akla sığar?

Kıssadan hisse: Bir hadis-i şerifte “Utanmadıktan sonra dilediğini yap” buyurulur; hattâ bu sözün, ilk insandan itibaren bütün peygamberler tarafından söylendiği hatırlatılır. Bugüne kadar hiç kimse bu hadisten “utanmamak şartıyla her işin helâl telâkki edileceği” hükmünü çıkarmamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here