– 13 –

Bu satırlar, gerçekten de bir model teşkil edebilecek niteliklere sahip bir kişiliğin izlerini yansıtan satırlardır. Bir Üstada, yahut dince veya dünyaca büyük bilinen bir kişiye büyük bir hayranlıkla bağlı olan kimselerin buna benzer sorular karşısındaki tavırları, “İsabet buyurdunuz efendim; size karşı fikir beyan etmek bizim haddimize mi düşer?” kabilinden bir cevabın ötesine nadiren geçer. Hulûsi Beyin cevabı ise, üzerinde ciddiyetle çalışılmış, bir savcı hassasiyetiyle delil toplayarak geliştirilmiş bir cevaptır. Bu, hocasına karşı büyük bir saygı içinde, ama o derece de fikir özgürlüğünü koruyan bir tavırla konuşan, konuşabilen, hocasına karşı deliller serd edebilen bir talebenin sözleridir. Saygı ve özgürlüğün, hürmet ve hürriyetin bir arada mükemmel bir şekilde gelişeceğini göstermekle kalmayıp, aynı zamanda bu iki unsuru birbirinin şartı haline getiren bu ifadeler, Risale-i Nur hizmetinin temeline de böylece yerleşmiş olmaktadır. Bu düşüncemizi güçlendiren en önemli delil ise, Bediüzzaman’ın bu sözlere verdiği cevaptır:

 Vazifemin bitmediğine dair burhanlarınız gayet kuvvetlidirler; lâkin ben gayet kuv­vetsizim. Fakat Cenab-ı Hakka tevekkül edip, o burhanlara serfürû ediyorum.[1]

IMG_3867-a

Burhana serfürû etmek, yani delile, bilgiye, mantık ve muhakemeye boyun eğmek… Bu her zaman herkesten değil, ancak nefsin esaretinden kurtularak belli bir irfan seviyesine erişmiş kâmil ruhlardan beklenebilecek bir davranıştır. Risale-i Nur gibi bir hizmetin ise temelinde böyle bir anlayışın yatması beklenmelidir; çünkü bu hizmetin açtığı çığır, bütünüyle “burhan” üzerine kurulu bir çığırdır.

Bir bakış açısını samimî bir prensip olarak benimseyen insanlar, onu hayatlarının bütününe yayar ve her aşamasında titizlikle uygularlar. Böyle bir uygulama, bir ideal adamının samimiyet derecesini gösteren ve onu başka insanlardan ayıran önemli bir ölçüttür. Ve bu ölçüt, Risale-i Nur hizmetinin başladığı noktadan itibaren, gerek teorik olarak, gerekse talebeleriyle karşılıklı uygulama suretiyle, Bediüzzaman tarafından, bir hizmet prensibi olarak sağlam bir şekilde yerleştirilmiş olmaktadır. Yine Barla yıllarında yazdığı bir başka mektubunda, Risale-i Nur Müellifi, bir yandan talebelerini “ders arkadaşı, yardımcı, müşavir” gibi sıfatlarla anarken, bir yandan da, Nur hizmeti içinde fikir özgürlüğünün ve istişarenin önemini ve âdâbını ders vermektedir:

Kardeşim Hüsrev, Lütfi, Rüştü,

Size Üstad ve talebeler ve ders arkadaşları içinde fayda verecek bir fikrimi beyan edeceğim. Şöyle ki:

Sizler — haddimin fevkinde — bir cihette talebemsiniz ve bir cihette ders arkadaşla­rım­sınız ve bir cihette muîn ve müşavirlerimsiniz.

Aziz kardeşlerim, Üstâdınız lâyuhtî [hatâsız] değil… Onu hatâsız zannetmek hatâ­dır. Bir bahçede çürük bir elma bulunmakla bahçeye zarar vermez. Bir hazinede silik para bulunmakla, hazineyi kıymetten düşürtmez. Hasenenin [sevabın] on sayılmasıyla, seyyie­nin [günahın] bir sayılmak sırrıyla, insaf odur ki: Bir seyyie, bir hatâ görünse de, sair hasenata karşı kalbi bulandırıp itiraz etmemektir. . . . Biliniz, kardeşlerim ve ders arkadaşlarım, benim hatâmı gördüğünüz vakit serbestçe bana söyleseniz mesrur ola­cağım. Hattâ başıma vursanız, Allah razı olsun diyeceğim. . . . Biliniz ki, şu zamanda şu vazife-i imaniye çok mühimdir. Benim gibi zayıf, fikri çok cihetlerle inkısam etmiş bir biçareye yükletmemeli, elden geldiği kadar yardım etmeli.[2]

[Devam edecek]

[1] A.g.e., 1513.

[2] A.g.e., 1464.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here