ÜMİT ŞİMŞEK

Çoktan yok edilmiş olması gereken parti görünümlü bir terör ve hıyanet örgütünün kapatılıp kapatılmaması yeni tartışılmaya başladı.

Çoktan yok edilmiş olması gerekirdi, çünkü bu örgütün ne iş yaptığını ve neyin peşinde olduğunu onlar da, biz de, başkaları da biliyoruz. Eskiden bunu çeşitli yaftalar altında saklıyorlardı, şimdi saklamak ihtiyacını bile hissetmiyorlar.

TAMİRİ GÜÇ OLAN YIKIM

Mahallelere cephane yığmak, hendek kazmak, devletle savaşmak, adam öldürmek, katliam yapmak, belediyeleri terör örgütünün karargâhı haline getirmek, yol kesmek, kimlik kontrolu yapmak, haraç almak gibi daha nice haydutluklar, artık neredeyse sıradan işler haline geldi. Eşkıyanın parlamento çatısı altındaki sözcüleri, devletle savaşırken gebertilen haydutları kahraman ilân ediyorlar, “şehit” olarak anıyorlar, taziye ziyaretlerine gidiyorlar, henüz gebertilmemiş olanların ellerinden öpüyorlar. Bir tek ayrı devlet ilân etmedikleri kaldı, ona da şimdilik “öz yönetim” yaftası altında bizi alıştırmaya çalışıyorlar.

Hainler yok edilir, beldeler temizlenir, yıkılanlar tamir edilir; bunlar işin kolay tarafıdır. Tamiri güç olan asıl büyük yıkım, “kavramlar” cephesinde cereyan ediyor. Ve bu da “yasallık” kalkanı ardında ve devlet koruması altında yürütülüyor.

VATAN HAİNLİĞİNE ALIŞTIRILIYORUZ

Vatan hainliğini sineye çekmeye adım adım alıştırılıyoruz. Bugüne kadar en büyük suç telâkki edilen ve öyle de edilmesi gereken bir hıyanet türü, artık aramızdan savunucular bulabiliyor. Paralelcilerden ana muhalefet partisine kadar pek çok kesimde, ortak düşmanları olan bugünkü yönetimi yıkmak için devleti yıkmak ve vatanı yabancı istilâsına açmak bile, hoşgörüyü bir yana bırakın, sevimli bir yol olarak karşılanmaya başladı. Buna başka cephelerde cereyan eden aşınmayı da eklersek, adım adım alıştırılmaya çalışıldığımız istikbal hiç de parlak görünmüyor:

Birkaç senedir Çanakkale savaşlarının yıldönümü törenlerinde Anzakları koyacak yer bulamıyoruz; onlardan özür dileyeceğimiz günler de herhalde çok uzak olmasa gerek. Bu arada Ulubatlı Hasan’ın gerçekten yaşayıp yaşamadığını, İstanbul’un fethini müjdeleyen hadisin sahih olup olmadığını tartışmaya başladık. Ayasofya’nın part-time kilise olması yolundaki teklifler de şimdiden ortaya atılabiliyor. Biraz daha kendi haline bıraksak, neredeyse kendi vatanımızda kendimize işgalci muamelesi yapmaya başlayacağız!

DÜNÜN KURUNTUSU, BUGÜNÜN GERÇEĞİ

Bunlar bugün için kuruntu gibi gelebilir; ama PKK eşkıyasından sağ kalanların elinden öpüp geberenleri şehit ilân eden haydut yamaklarını, üzerinde nefes alma haklarının dahi bulunmadığı bu vatanda yasama göreviyle taltif edip parlamenter maaşıyla besleyeceğimizi ve üstüne üstlük bir de dokunulmazlık zırhıyla koruyacağımızı dün birileri söyleyecek olsa, bunu da kuruntu olarak görmez miydik?

Mesele üç beş tane hainin birşeyleri söyleyip söylememesi meselesi değildir. Mesele, vatan hainliğini bir tehlike olarak görüp görememek meselesidir. Suç örgütüne yasal bir statü vererek yaşama hakkı tanırsanız, artık o suçla mücadele edemez hale gelirsiniz. Aynı örgütün bir kısım elemanları hendeklerin arkasından devletin ordusuna ateş açıyor, diğer bir kısım elemanları da devletin güvencesi altında bu hıyanetin savunmasını üstleniyor. Eninde sonunda bunların ikisi de aynı muameleyi görürler, bunda şüphe yok. Soru şurada:

Hangi muameleyi görecekler?

Parlamento çatısı altında yuvalanan hıyanet erbabı mı lâyık olduğu hain muamelesini görecek, yoksa devletle savaşan teröristler mi parlamento çatısı altındaki hıyanet erbabının statüsüne kavuşacak?

1 YORUM

  1. Hocam, şu Anzak yalakalığından hakikaten gına geldi. Törenlere katılanlara bakıyorsun, adamlarda bir pişmanlık, bir üzüntü yok. Bilakis, atalarının sözde kahramanlıklarını anmaya, yiğitlikleriyle gururlanmaya geliyorlar. Bizim ağzı açık ayran delilerinin ileri sürdüğü gibi “vatanları için can vermiş” falan da değil o atalar, Yeni Zelanda nire, Çanakkale nire! Gasp ettikleri zengin topraklarda yaşayıp giderken rahat batmış, “kraliçenin ordusuna” katılmak için gönüllü olmuşlar! Zira mecburi askerlik falan yok oralarda! Saikleri neydi kim bilir! “Şu kadar Türk öldürdüm” diye kasabalarındaki kızlara hava mı atacaklardı, akılları sıra İstanbul’un hazinelerini, haremlerini mi yağmalayacaklardı, artık her neyse, 17 bin kilometre öteden dedelerimizi kesmeye gelmişler! Biz de bunların torunlarına “Çok memnun kaldık, gene bekleriz” diyoruz adeta!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here