Ak Parti Isparta milletvekili Said Yüce, Millet Meclisinde yaptığı konuşmada Bediüzzaman’ın gösterdiği hedeflerin eğitim politikalarında dikkate alınmasını istedi.

Millî Eğitim Bakanlığının bütçesiyle ilgili görüşmelerde Ak Parti grubu adına konuşan Said Yüce, “Kâinatın kendiliğinden yahut tesadüfen oluştuğunu varsayan bir zihniyetle verilen eğitimin gerçekleri yansıtmayacağı açıktır” dedi.

Yüce konuşmasında şunları söyledi:

AK Parti iktidarına kadar eğitime rengini veren kanun ve yönetmeliklerin çok eski olduğu ve tek parti zihniyetinin ürünü bir anlayışla uygulandığı görülmektedir. Eski Türkiye’de eğitim kurumları resmi ideolojinin üretim merkezleri olarak kurgulanmış ve altı ok, yasa ve yönetmeliklerle eğitimin tüm unsurlarına sirayet ettirilmiştir. Bu anlayış tek parti döneminin parti programlarında da yerini almıştır.

 

Okutulan ders kitaplarında “iç ve dış” düşman tasvirlerine sıklıkla rastlanılmaktadır. Örneğin söz konusu bu düşmanlar arasında en tehlikeli olanlar başta mürteciler, dindarlar, milliyetçiler, ülkücüler, solcular, aleviler, kürtler doğrudan ve dolaylı iç tehdit olarak sıralanmakta ve toplumun neredeyse tamamı ötekileştirilmektedir.

 

Özetle söylemek gerekirse; eski Türkiye’nin tekçi, kafatasçı ve materyalist bir anlayışla düzenlenen eğitim politikaları, milletimizi kamplara ayırmış, fertleri birbirine karşı ötekileştirmiştir. Yeni Türkiye’de, iktidarımız döneminde ise; eğitim alanında gerçekleştirilen yeniliklerin, öğretmen kalitesi ve teknolojik iyileşmelerin yanısıra; eşitsizlikleri ortadan kaldıran, bir yandan değerlerine sahip çıkarken bir yandan da özgürlükçü ve katılımcı bireyler yetiştirmeyi hedefleyen eğitim anlayışına geçilmiştir.

 

Burada yüzyılımıza ışık tutan bir güzel tesbiti paylaşmak istiyorum. Bu coğrafyayı bizimle paylaşan milletlerin en büyük üç düşmanını Bediüzzaman şu sözlerle ifade etmiştir:

 

“Bizim düşmanımız cehalet, zarûret (fakirlik), ihtilâftır (ayrılık). Bu üç düşmana karşı san′at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz.”

 

Bundan 105 yıl önce söylenmiş bu söz tazeliğini korumakta ve çözümü de içinde barındırmaktadır. Cehalet, eğitim ve irfan ile yok edilmedikçe, bu topraklarda gerçek huzuru yakalamak mümkün olamayacaktır.

 

Aynı tesbitin devamında verilmesi gereken eğitimin şekli de şöyle tarif edilmiştir:

 

“Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir.  Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri (ayrıldıkları) vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.”

 

“Elbette nev-i beşer âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir, bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir.”

 

Burada ilim ve eğitimden kasıt, kainatın yaratılışından habersiz kuru bilgi yığınları değildir. Kusursuz mükemmeliyette yaratılmış, her şeyin hassas mizan ve ölçülerle takdir edildiği bir âlemde yaşadığımızın farkında olan bir ilim hakiki ilim olabilir. Yoksa, kâinatın kendiliğinden yahut tesadüfen oluştuğunu varsayan bir zihniyetle verilen eğitimin gerçekleri yansıtmayacağı açıktır.

 

Günümüzde insanlık değerlerinde bir aşınma ve yozlaşma görülmektedir. İnsanlık, adalet, merhamet, kanaatkarlık, iyilik, sevgi, saygı, paylaşma, vefa gibi insanı insan yapan, toplumun barışını sağlayan değerlerden uzaklaşmaktadır. Ülkemizde de asırlar boyu insanlarımızı bir arada tutan, hayatımıza anlam ve amaç katan pek çok değer kaybolmaya yüz tutmuştur. İnsanlığın geleceğini tehdit eden bu  gidişi durdurmak ve sahip olduğu değerlerle yeniden yaşanır hale getirmek için değerler eğitimine önem verilmiş, yaygınlaşması ve etkinleşmesi için çabalar arttırılmıştır. Özellikle eğitimcilerin de bu değerlerle mücehhez olması önceliklerimiz arasındadır.

 

Demokrat Partinin Milli Eğitim Bakanı merhum Tevfik İleri “Mekteplerde, ailelerde ahlâk dersleri vermek yetmez. İcracıların da birer ahlâk kahramanı olması gerekir” demektedir. Ve pek haklıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here