– 39 –

Ey tâlib-i Hak

Nedir bu sen ben

Bu akl ü bu dil

Bu cân ü bu ten

— Lâmekânî Hüseyin

Barla’daki ikametinin sonlarına doğru ihlâs üzerine bir risale telif eden ve bu risalenin Nur talebeleri tarafından her on beş günde bir okunmasını tavsiye eden Bediüzzaman, mektuplarında da hemen hemen her vesile ile ihlâs üzerinde durmuş ve bunu iman derslerinin hayatî bir parçası haline getirmiştir. Risale-i Nur Müellifinin talebelerine verdiği iman dersinde, “birşeyi sadece Allah için yapmak, onun sonucuna hiçbir surette karışmamak, Allah’ın rızasından başka maddî veya manevî, dünyevî veya uhrevî hiçbir karşılık beklemeksizin Kur’ân ve iman hizmetinde bulunmak” şeklinde bir prensip hakimdir.

Eğer Allah’ın rızasından başka herhangi bir gaye, bir hizmetin yerine getirilmesine sebep olursa, bu “illet” tanımına girer ki, o hizmetin manevî niteliğini bütünüyle kaybetmesine yol açar. Sonunda insan, bir işi kimin rızası için yaptıysa ücretini de ondan istemek gibi bir sonuçla karşı karşıya kalır; bu ise manevî bir iflâstan başka birşey değildir.

Bunun daha aşağısında, “müreccih” olarak tanımlanabilecek nedenler vardır ki, bunlar çeşitli seçenekler arasında alkışın, şöhretin, yahut başkaca bir maddî veya manevî menfaatin söz konusu olduğu tarafa doğru insanın tercihini yönelten unsurlardır. Böyle bir unsur, bir hizmeti belki bütünüyle iptal etmez, ama ihlâsı da pek sağlam bırakmaz.

IMG_4339-a

Bunun da ötesinde belki bir “teşvik” söz konusu olabilir ve bu da pek çoğumuzun gözünde mâsum birşeydir ve riya ile, gösterişle ilgisi yoktur. Ancak, Bediüzzaman’ın ihlâs tanımında, Allah’ın rızasından başka herhangi bir “müşevvik,” yani bir teşvik edici unsur, ne kadar mâsum da olsa, en azından hizmetin saflığını bozmaya aday birşey demektir:

Rıza-yı İlâhî kâfidir. Eğer O yar ise, herşey yardır. Eğer O yar değilse, bütün dün­ya alkışlasa beş para değmez. İnsanların takdiri, istihsanı, eğer böyle amel-i uhrevîde illet ise, o ameli iptal eder. Eğer müreccih ise, o ameldeki ihlâsı kı­rar. Eğer müşevvik ise saffetini izale eder. Eğer sırf alâmet-i makbuliyet ola­rak, istemeyerek, Cenab-ı Hak ihsan etse, o amelin ve ilmin insanlarda hüsn-ü tesiri namına kabul etmek güzeldir ki, “Bana arkamdan hayırla yad edilmeyi nasip et” [Kur’ân, 26:84] buna işarettir.[1]

[Devam edecek]

[1] A.g.e., 1438.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here