And olsun yarıklarla dolu yere.
Tarık Sûresi, 86:12

ÜMİT ŞİMŞEK

ÂYETTE yer alan yemin, Kur’ân’ın değerini vurgulayan bir yemindir. Daha sonra gelecek âyetlerde Kur’ân’ın boş bir söz olmadığı, hak ile bâtılı ayırt eden Allah kelâmı olduğu bildirilmekte ve bu beyan, böyle bir yemin üzerine bina edilmektedir.

Böyle yapmakla, âyet, Kur’ân’ın yüceliğinin yanı sıra bir başka şeyi daha vurgulamış oluyor:

Bu âyette temas edilen hadisenin önemini.

Eğer âyet, Kur’ân’ın değerini vurgulamak için birşeye yemin ediyorsa, o yemin edilen şey de son derece önemli birşey olmalıdır. Orada, âyetin gösterdiği yerde, İlâhî kudretin, hikmetin, rahmetin bir büyük tecellîsi aranmalıdır.

Bu âyetle ilgili yorumlar, zamanımıza gelinceye kadar, yerin bitkilerle yarılışı üzerinde yoğunlaşmıştı. Bunda gerçekten de büyük bir ibret vardır. Nitekim daha başka âyetler, meselâ Abese Sûresinin âyetleri bu hakikate işaret etmekte ve bizi, gökten yağmurun indirilmesi, sonra yerin yarılarak[1] ondan çeşit çeşit bitkilerin yeşermesi üzerinde tefekkür etmeye çağırmaktadır.

Bugünkü bilgilerimizin ışığında ise, âyetin daha başka hakikatlere de işaret ettiğini görebiliyoruz. Bunların başında, son yılların önemli gündem maddelerinden birini teşkil eden fay hatları geliyor.

Gerçekten de, yeryüzünün herhangi bir bölgesinin fay hatları haritasını önümüze koyduğumuz zaman, “yarıklarla dolu yer” yahut “yarıklı yer” veya “yarıklar sahibi yer” şeklinde tercüme edebileceğim âyetin bu manzarayı pek güzel tasvir ettiğini görebiliyoruz.

Fay hatları, bugün herkesin bildiği gibi, yerkabuğunun her tarafında bulunan küçüklü büyüklü yarıklardır. Yerkabuğu bu hatlar boyunca hareket ettiğinde, biz bu hareketin en âcil sonucunu depremler şeklinde algılarız.

Bu hareketlerin asıl önemli sonuçları ise daha uzun vadelidir. Yeryüzünün siması bu hareketler vasıtasıyla şekillenir. Dağlar, denizler, ovalar, nehirler, vadiler, göller, pınarlar, şifalı sular, hep yerkabuğunun planlı hareketleri sonucunda ortaya çıkan kudret ve rahmet eserleridir. Çiçeklerin yüzlerinde renkleri güldüren, göğün yüzünü yıldızlarla süsleyen, insanın simasında kâinatın tüm güzellik formüllerini özetleyen İlâhî kader, yerin yüzünü de işte bu çizgilerle şekillendirir ve süsler.

Şu kadar var ki, bizim dilimize de “fay hattı” olarak geçmiş olan bu “fault” sözcüğünün aslında bir “kusur” anlamı vardır. Batı kafasının gözü mânâ ve hikmet âlemlerine karşı miyop olduğu için, yerin yarıklarla dolu olarak yaratılışındaki İlâhî hikmetleri görememiş ve bunu tabiat ve tesadüfe havale ederek bir kusur ismi takmıştır.

İşte, Kur’ân, belki de bizi Batının bu miyop bakışından korumak için, yüzyıllar öncesinden bizim dikkatimizi yeryüzünün kader hatlarına yönlendiriyor. Bu ve benzeri âyetleriyle, bizi, İlâhî kudretin muhteşem bir eseri olan dünyamızı daha yakından tanımaya çağırıyor.

Ne yazık ki, Batının maneviyat miyopluğuna karşılık, biz de, bir parçası olduğumuz dünyayı tanımak konusunda başka bir görüş zaafına yakalanmış bulunuyoruz.

Bu âlemdeki İlâhî kudret mucizelerine yüzlerce âyetiyle Kur’ân dikkat çekip duruyor. Henüz keşfedilmemiş nice olağanüstülüklere, ince işaretlerle ibret nazarlarımızı yönlendiriyor. Özellikle bu tür yeminleriyle, “Oralarda bilmediğiniz birşeyler var; araştırın, bulacaksınız” imasında bulunuyor.

Lâkin öyle şeyleri araştırıp bulmak, herşeyi tesadüf ve abesiyetin kucağına atmak itiyadındaki Batıya nasip oluyor.

Bize de, neden sonra onların bulduklarına bakıp “Meğer bu Kur’ân’da varmış” demek düşüyor.


[1] Abese Sûresi, 80:26.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here